Güntay Gencalp

Azerbaycan Milli Sanatları Üzerine Felsefi Yorumlar1

1. Saz(Bağlama)

 

       Saz Azerbaycan Türk milli kimliğinde bir şuur meselesidir. Buna biz saz şuuru diyoruz. Saz şuuru  milli kimliğimizin ve milli şuurunuzun en dinamik, en yaratkan, en cengaver bölümünü oluşturur. Azerbaycan Türklüğünün yabancı kültürel baskılara karşı direnişini sağlayan, Azerbaycan’ın temel değerler sistemini başka Türk halklarının müşterek değerleri ile bir yerde tutmayı ve saklamayı başaran dilimizden sonra sazımız olmuştur. Azerbaycan saz havaları ve saz şuuru Azerbaycan’ın makamlarının, seciyelenip ve umum Şark makamlarından milliliğine göre farklanmasını da derin tesir göstermiştir.  Saz havaları Azerbaycan profesyonel musikisin 3 istikamette etkilemiştir.:

1.  1.    Melodik tesir. (aşık havalarının ahenk olarak profesyonel musikiye tesiri)

2.  2.    Sözlü tesir. (aşık sözlerine bestelenen mahnılar)

3.  3.    Boğaz tesiri (makamların okunuşunda aşık boğaz sisteminin tesiri. Özellikle Aşık Kemandar’ın boğazlarının makam ifacılarına geniş tesiri olmuştur.)

       Aynı zamanda Azerbaycan halkının sözlü, hareketli (danslar), nağıl ve diğer folklorik hayatı saz havalarında musiki ve ses şekline girmiştir. Bu sebepten de saz şuuru hem de bizim tarih shuurumuzdur, tarih şuurumuzu içermektedir. Hem yazılı hem de sözel tarih şuurumuz. Bu yüzden de saz havalarindan zevk alamayan insanlar Azerbaycan’ın medeniyyet shuurunu idrak edemezler. Diğer tataftan saz Azerbaycan’ın bütün klimatoloji ozelliğini özünde barındırmaktadır. Bu klima özellikleri saz havalarında çeşitlilik sağlamıştır. Urmıya, Karadağ, Borçalı, Kazak saz havaları farklılığı şurdan kaynaklanmaktadır. Saz havalarında Azerbaycan’ın coğrafi doğası ile Azerbaycan ulusunun sosyal doğası vahdet halindedir.  Yani Azerbaycan’ın bütün tarihi coğrafyası  klima hususiyetleri ile  bir bütün olarak  saz havalarında musiki dili ile ve musiki selikası, zevki ve anlayışı ile resm edilmiştir.  Bu yüzden de saz şuurumuz hem de bizim cografi shuurumuzu temellendirmekdedir. Saz böyle ise, o zaman Ozan kimdir, Azerbaycan’ın maneviyat, dil, medeniyet ve kimlik tarihinde Ozanların yeri neden ibarettir?

       Mantiken ve tarihi hakikat planında Ozan da bizim tarihi değerlerimizi bize haykıran, hücrelerimizde, kalbimizde tablovlaştıran canlı ve duşündürücü bir tarihtir. Şarkılarla, sözlerle, rakslarla anlatan canlı tarih, harekette olan, durgunluğun ne olduğunu yakına bırakmayan tarihi benliğimizin canlı yorumcusudur ozan ve ozancılık kültürümüz. Bazen uzun, epik ve aşikane dastanlarla (Koroğlu), (Asli ve Kerem), (Aşık Garip) ve bazen de kisa metrajli ses dalgalari ile bizim kimliğimizi bize anımsatan, bizi ataletten kurtarıp cesarete, şehvetten kurtarıb sevgiye, esaretten kurtarıb özgürlüye, dar düşüncelikten ve dar batinilikten kurtarıp  geniş düşünceliye ve geniş batiniliye sevk eden tarihi Türk insan tipidir Azerbaycan Ozanlari.

       Saz ve Ozan iki tarihi kavram olarak kimliğimizin genetik kodlaridi. Ozan bir yönü ile de yozan, yani şerh eden, tefsir ve tehlil eden sözle bağlantılıdır. Tarih şuurumuzda ozan, tarihi hatıralarımızın taşıyıcıları ve şerhçileri kimi kimlik ve değer kazanmıştır.

       Bugün Aşık olarak bilinen bu kimliğin 4 tarihi tekamül aşaması tesbit edilmiştir: 1.Şaman 2. Yanşak 3. Ozan 4. Aşık.

       İlk iki aşam daha çok İslam öncesi Türk tarihini içermektedir. 16. asırda Safavi devletinin kuruluşunda özellikle Bektaşi-Alevi ozanlarının ciddi etkisi oluyor ve bu asırdan itibaren de Azerbaycan’da Ozan sözü tedricen tarihi yerini “aşık“ sözüne bırakmaya başlıyor. Bazı araştırmacılara göre ozan sözünün aşık sözü ile yer değiştirmesinde özellikle de Aşık Kurbani’nin büyük rolü olmuştur. Aşık Kurbani Türk dilinin ihtişamını da yükseklere kaldırıyor. Şah Hatai’yi överek yazdığı bir garaylı’da şöyle yazıyor:

Bu dünyada hakka divan

O dünyada cennet mekan

Koy var olsun Türki zeban

Şah Hatai, Şah Hatai

Bütün tarih boyu ozanlar Türklük şuurunun, Türk kimliğinin simgesi haline gelmiştir.

2.Raks

       Raks, bütün canlılara mahsus olan bir içgüdüsel ihtiyacın giderilişidir. Hatta cansızlar bile raks etmektedirler.Yalnız bir mutlak hakikat vardır: hareket. Hareketin dışında  her şey nispidir. Raks harekettir, lakin hedefi olan ve belli iç ve dış disipline tabi olan harekettir. Azerbaycan’ın  filozof şairi Hüseyin Cavit’in görüşüne göre her şey; mikrokosmosdan (atom ve atomun içindekiler) tutmuş makrokosmosa (yıldızlar ve gezegenler) kadar bütün varlık raks etmektedir. Hatta Cavit’e göre Tanrı da mutlak olduğu için hareket ve raks halindedir. Yani Cavit’e göre Tanrının mutlakiliği, ezeli ve ebediliği, raks halinde olması yüzündendir.

“Raks etmede hatta o görünmez ulu mabut

Raks etmede hatta o vücut-i edem alut.”[1]

       Bu sebepten de Cavit’e, Şems-i Tebrizi’[2]ye ve diğer mütefekkirlere ve aşk mutasavvıflarına, hal ehli insanlara göre raks ibadetin en belirgin ve önemli türlerinden biridir. İnsanlık tarihinde insanlar inançsal kimliklerini dans ederek sergilemişler. Edebiyat dilin, müzik sesin ve dans hareketin yarattığı sanat türü. Dansta seyyaliyet daha yüksek.Tanrı katına yakınlaşmanın bir yolu da rakstır. Hüseyin Cavit bu hakikati şöyle ifade eder:

“Hatta şu ufuklarda sönen kanlı güneş de

Hep raks ederek kayboluyor seyredin işte

Hep raks ediyor kanlı güneş, kanlı ufuklar

Hep raks ediyor hale kamer, pembe şafaklar

Raks etmede hep şiir ü deha, husun ü letafet

Raks etmede yıldızlı feza, ruhi tabiat

Her felsefe , her din ü tarikat, bütün adat

Raks etmede hep olsa hayal, olsa hakikat

Hep raks ediyor hüzün ü sürur, aşk ü felaket

Hep raks ediyor hayır ile şer, ilim ü cehalet

Raks etmede hatta o görünmez ulu mabut

Raks etmede hatta o vücut-i  edem alut”[3]

       Şems-i Tebriz kamil insanın ruh hallerinin üç tezahür türünü pratik tasavvufta şöyle anlatır:

1. Müzik

2. Raks

3. Şiir

Yine de Şems-i Tebriz, insanın kötü duygulara kapılmaması için  onun raks etmesini, SEMA ZENLİĞİNİ önerir. Kainatın hareketi doğrultusunda raks etmek ve doğanın iç  ahenkdarlığına uyum sağlamak. Şems-i Tebrizi’ye göre SEMA ZENLİKLE  insanın iç ruhsal sonsuzluğu ile dış doğa sonsuzluğu uyumluluk içine girmiş oluyor ve raks halinde türlü türlü ilahi hakikatler görünmeğe başlıyor. Böylece beden ruhun mantığına tabi oluyor, insan kötü ve fani duygulardan arınır (katarsis) ve baki ruh halleri ile vahdet haline geliyor. Vücut ruhun kutsallıklarını yakalıyor ve insanın bütün zerreleri mutlak olanla özdeşleşme telaşına kapılıyor. Ölümlü olan maddilik ve bedensellik, ölümsüz ve ezeli olan ruhun karşısında teslim oluyor.

“Hakka ki hamin vücut birdir

Bir zata vücut münhasırdır”[4]     

        Şems-i Tebriz’e göre insanı taravetli kılan, başkası ile samimi eden ve insanın beyin kapaklarını bütün bilgilere açık  tutan hem de rakstır.[5]

 Güney Azerbaycan’ın 19. asır Bektaşi mutasavvıfı olan büyük şair Ebülkasım Nebati’ye göre Makamların[6] bağrından yoğrulup yapılan rakslar sevgi ve şevk dolu hayatın temelini teşkil eder. Nebati “Raks” redifli şiirinde raksın felsefesini anlatır ve son beyitlerinde şöyle söyler:

“Sot-i[7] ney ü nay[8]den alem olur pür seda

Naleyi deften gelip mütribi[9] hoşhane[10] raks

Etse Nebati eğer şevk ile bir cura[11] nuş[12]

“Şur”[13] ü “Neva”[14]dan salır erseyi devrana raks”[15]

        Raks eden insanın bütün hücreleri derin bir zevk ve mutluluk içerisine girer. Mutlu insanın bilgi kazanması üçün ruh halleri ve psikolojik yapısı daha müheyya durumda oluyor. Kalbin ve basiretin gözleri açılıyor.

       Gerçekten de raks halinde olmayan düşünce ve tahayyül durgun ve ölgündür. İnsan hayalinin art arda değişmesi duyguların raks halinde olması yüzündendir. Diyalektik, tefekkürün tarifidir ve diyalektik hareket demektir. Gayesi ve hedefi belli olan harekettir ve hedefi belli olan hareket raks demektir. Hedef, aşk menzillerini aşarak kutlu ve mutlu olana ulaşmaktır. Mevlevilikte aşk 7 menzilden ibarettir. Mevlana, SEMA ZENLİKle temizlenerek bu 7 aşk menzilinin yaşanarak aşılmasını mümkün saymıştır.SEMA vasıtasıyla da gidilmesi müyesser olan bu aşama şunlardır:

1.       Talep. Yolun başlangıcı olan talep merhalesinde insan ruhi-ilahi ihtiyaçlardan yoksun ve boş olan hasta gönlünü ve aklını ruhaniyata talepte bulunarak giderme telaşına girer:

          Ey hasta gönül derdine derman talep eyle

          Ger can diler isen yeri canan talep eyle

           Ey bülbül-i kutsi ne giriftarı kafessin

            Sındır kafesi taze gülistan talep eyle[16] 

2.       Aşk. Bu aşamada yaratılanı yaradan için sevme zarureti ayan olur. İnsan ve doğa sevgisini içeren bu aşama ateşin ihtiraslarla iç içedir. Ulu bir yolun mecnunluğudur bu aşama.

               Vadiyi vahdet hakikatte makam-i aşktır

                Kim müşahhas olmaz ol vadide sultandan geda[17] [18]

                Veya

                Aşk ta göğsümde tuğyan eyliyor

                 Bir deniz tek gönlüm isyan eyliyor[19]

 

3.       Marifet. Kalbin iç şuur akışıdır. Yalnız zeka ve beyinle değil, hem de kalbin gücü ile duygusal algılamayı kapsar. Marifet, ahlak süzgecinden geçirilmiş bilgilerdi. Vicdanla özdeşleşen, ruhani duygularla estetize edilmiş bilgiler.

                   Ey özünden bihaber gafil uyan

                   Hakka gel ki hak değil batıl uyan

                   Olma fani aleme mail uyan

                   Marifetten nesne kıl hasıl uyan[20]

                   Veya

                   İdrakte yol açmış geceden gündüze Allah

                    Güldürmesen öz gönlünü gülmez yüze Allah

                    Dünyaya şafaklar gibi Tanrım sepelenmiş

                    Kalbin gözü görmezse görünmez göze Allah[21]                   

4.       İstiğna (doyum). Dünya bilgilerinden ve zevkinden doyuş aşamasıdır:

                      Ey kılan şeyda beni benden bu istiğna nedir

                      Nişe kılmazsın ki ahval-i dili şeyda nedir

                       Gül temennisinde derler bülbülün kavgaların

                       Çün gülü gördükte dinmez bilmezim kavga nedir

                        Veya

                       Vaslıdan çün aşiki müstağni eyler bir visal

                        Aşıka maşukadan her dem bu istiğna nedir[22]

5.       Hayret. Hayret halikla halkın arasındaki farkın şaşkın ruh hali ile algılanışıdır:

                       Halk oldu bu bahir-i hayrete gark

                       Ta halktan ola halika fark[23]

          Hayretin bir ışık, bir de karanlık tarafı var. Önceki menzillere varıp, o menzillerin içeriğini anlamayan yolcu birey hayretin zulmet tarafına düşer:

                       Yol azarsın  zulmet-i hayrette ey dil vakif ol

                        Zinhaar ol kuye gitme ahi ateşbarsız[24]  

6.       Tevhit veya vaat et-i vücut. İkiliğin ve şirkin ortadan kaldırılışı ve bir olanın ve yalnız bir olanın idrak edilişi. Her zerrenin betnindeki sırlı ve mutlak olan varlık, görünenlerin arkasındaki kalbin gözü ile derk edilmesi mümkün olanın şuuruna varma. Bütün viran olan ve ola bileceklerin içinde bir afiyet küncü var.

                          Biz cihan mamuresin manide viran bilmişiz

                           Afiyet küncün bu viran içre pünhan bilmişiz

                           veya

                            Her rişte ki hak  ayan ediptir

                             Ser riştesini nihan ediptir

                                 Veya

                             Zerrenin dahili yarılsa eğer

                              Zerrenin betninde güneş görüner[25]

                             Veya

                             Şirki aradan götürdü vahdet

                              Vahdetten açıldı babı rahmet

                               Eşya ikilikten oldu hali

                               Bari ahet oldu layezali[26]

7.       Fena fellah ve beka billah. Bütün kötü duyguların fenaya uğrayıp ve iyimser duyguların insanın ruhunu sarması. İnsanın Tanrı katında var oluşu:

                                  Rahi[27] aşk içre bana ancak fena maksut idi

                                   Şükr kim maksuda yettim intizarım kalmadı[28]   

                                     Veya

                                  Ger var ise marifet mezaki

                                   Fani sana bes delil-i baki [29]

             Bütün gezegenlerin ve yıldızların içerilerinden yoğrulan bir enerji sebebiyle hareket ve raks halinde olmaları, yalnız Hüseyin Cavit’in görüşü değil, hem de bilimin ispat ettiği bir gerçekliktir.

       Ancak insanlarda ve milletlerde cansızlardan farklı olarak raksın oluşumunda tefekkürün, tahayyülün, içgüdülerin, bütün duyguların (zevk, şehvet, sevgi, atalık, analık, savaş, muhabbet, dostluk, hastalık, uğursuzluk, zafer, mağlubiyet, yükseliş ve s.) katkıda bulunması bir gerçekliktir.

       Azerbaycan-Türk raksları tarih, medeniyet şuurunu içerdiğinden dolayı ulusal kimlik ve milli-tarihi mesajlarla yükümlüdür.  Azerbaycan milli rakslarında Türk Dünya’sının ve bütün Doğunun insanlık idealleri barınmaktadır.

    

 

3. Yallı oyun havası

        Oynayanın birincisi bir erkek ve sonuncusu bir kadın olduğu için her kadının sağında bir erkek ve solunda da diğer erkek durur, öylece de her erkeğin sağ tarafında bir kadın ve sol tarafında ise diğer bir kadın durur. Küçük parmaklarla bedenlerin temassı sağlanılır.

       Oyun başlarken herkes muhtelif ruh halleri ile ceme dahil olur. Aynı hareketlerle ve ağır melodi ile önce vahit ruh halinin, aynı duyum, zevk, idrak kabiliyetinin sağlanılmasına telaş edilir. Kolektif işbirliği ve yardımlaşma, dayanışma  ortamında kötü duyguların tedricen bedenden def olunmasına çalışılır. Bu yüzden de kadınla erkeğin el ele vermelerine, fiziksel temasta bulunmalarına rağmen, hiçbir şehvet duygusu baş kaldırmıyor. Hem bayanda ve hem de bayda baş kaldıran duygu şehvet ötesi bir mutluluk ve ruh halidir. Tedricen insan ruhunun derin katlarında, en derin katlarında barınmış olan yüksek insani değerler uyanmağa başlıyor, insanın vahşi duyguları ram ediliyor, terbiye ediliyor ve dinamik, akıcı, yaratkan enerji haline geliyor.

       Raks destesinin başını çeken bay bir daire çerçevesinde istikameti belirliyor. Eller göklere kalkıp indikçe, göklerin sonsuzluğundan ışık seli, oynayan bayların ve bayanların ruhuna akıveriyor. İnsanın betnindeki karanlıklar def ediliyor, aklındaki düğümler açılıyor, zekasında duyum mikyası genişleniyor.

       Cismani duyguların, bedensel isteklerin baskısından, temennisinden sıyrılıp, ilahi ve semavi duygular makamına varılıyor. Beden ruhun iradesine tabi olmaya başlıyor. Oyun devam ettikçe iştirakçilerde kolektife uyum süreci başlıyor. Bütün fertlerin içerisinde benzer ruh halleri uyanıyor. İki aşamadan ibarettir Yallı raksı. Birinci merhalede ferdin kolektife teslim olması, kolektifle aynı ahval-ruhiyeyi paylaşması başlıyor. Bütün bireyler kendi kusurlarından arınmaya özen gösterip, ferdi kimliğinden vaz geçerek, yardımlaşarak bütüncü, kamil kolektif bir kimlik oluşturmaya çalışıyorlar. Bütün fertlerin telaşı hesabına herkesin içindeki ilahi duygular uyanıyor ve uyanmış bu duygu dalgaları küçük parmakların temassı ile bütün grup öğelerine geçiyor. Bireyle özdeşleşiyor. Birey ceme ve cem ise bireye eş oluyor. Duygular paylaşılır. Bu paylaşma yüzünden aynı tür düşünme, görme, duyma, işitme ve diğer zevk alma halleri yaranır. Bireycilikle toplumsalcılık örneği gerçekleşiyor.Duyguları, müspet enerjiyi paylaşma süreci bittikten sonra raksın ikinci merhalesi başlıyor.

       Birinci merhalede fert kendi kimliğini kolektiflikte ifade ediyorduysa, ikinci merhalede kolektiflik fertte ve ferdilikte ifade olunuyor. Küçük parmakla temasta olan vücutların temassı kesilir. Artık temassa gerek yok. Vücutlarda olan olumlu duygular birbirine sarılmıştır. Duyguların birbirine girerek bütünleşmesi yüzünden herkes mutludur, heyecanlıdır, enerjilidir, güçlüdür.

       Oyunun ritmi değişir ve melodi hızlanır. Süratle devam eden melodinin ritmine uygun olarak, hem bayan ve hem de bay; her fert kolektifin duygularını tek başına ifade etmelidir. Nöbet ile her fert dairenin ortasına gelip ve sistemli, düzenli şekilde cemden aldığı mutluluğu, ilahi duyguları, kuvvetli mahirane hareketleri ile ifade edip, kolektifi, kolektiften aldığı maneviyatı, değerleri kendi ferdi hareket ve davranışlarında temsil edip ve yerine dönmelidir. Bu hareket destenin başını çeken ilk kişiden başlamış, destenin sonu olan bayana kadar devam eder ve herkes kendine özgü tarzda, kendi vücudunda cemden biriken ruh halini ifade ederek, cem`i temsil eder. Böylece  Yallı, mutlu ve tatlı bir sonlukla bitmiş olur.

       Yallı oyun havası, en çok zurna ile çalınır. Kapalı muhitte değil, açık muhitte icra edilir. Bu yüzden de oynayanların iç dünyaları kapalılıktan açıklığa, genişliğe doğru bir yönelişe geçer. Zaten kapalı sistemler kendi değerlerini birbirleri ile paylaşamazlar. Zurnanın güçlü haykırışları dağlarda, derelerde yankı bulur. Yankı bulurken de dağların, derelerin, tepelerin sırlarını raks edenlerin ruhuna getirir. Bu yüzden de oynayanlar hem de doğanın sırlı ruhu ile iletişim kurmuş olurlar. Zurnanın sesindeki güç, raks edenleri, sadece güçlü kılmaz, hem de ruhlarının derin ve karanlık katlarındaki  uzaklıkları da aydınlatmış ve yakınlaştırmış olur. İnsan darısallıktan kurtulur, dar batınilikten azat olur ve kendi içindeki sonsuzluklara, genişliğe kavuşur.

       Yallı raksının birinci hissesinin hedefi mutluluğa tırmanış ve kolektif şekilde hoşbahtlığı yakalamaktır. İkinci hissesi ise elde edilmiş ve paylaşılmış hoşbahtlığı herkesin fert olarak, istidadına uygun şekilde öz ferdiyetinde, ferdi kimliğinde ifade etmekten özdeşleştirmekten ibarettir. Yallı Oyun havası, Türklüğün fatihlik ruhunun cilvelenişi ve raks şeklinde ortaya çıkışıdır.

 

 

 



1 . Bu məqalə Türkiyədə bir dərgidə yayınlandığı üçün yazının dilini dəyişməyə ehtiyac duymadım.

[1] . Hüseyin Cavit, “İblis”

[2] . Mevlana Celaleddin Rumi’nin üstadı

[3] . Hüseyin Cavit, “İblis”

[4] . M. Fuzuli, “Leyla ve Mecnun”

[5] . Naserreddin Sahebuzzemani, “Hatte sevvom” (Üçüncü hat)

[6] . Makam, müzik türüdür ve makamların coğrafyası bütün Doğudur. En çok Azerbaycan’da gelişme sürecini yaşayan makamlar Azerbaycan’ın ünlü müzisyeni Üzeyir Hacıbeyli tarafından daha modernize edilmiştir.

[7] . Sot, yani ses

[8] . Küçük ney

[9] .Mütrip,yani şarkı söyleyen

[10] . Hoşhan, yani hoş sesli

[11] .Damla

[12] .İçmek

[13] . Esas 7 makamlardan biridir.

[14] . Esas 7 makamlardan biridir.

[15] . “Şur” ve “Neva” makam adlarıdır. Şur makamı Azerbaycan’da daha çok okunmakta, lakin Neva makamı az okunmaktadır. Neva makamını ilk kez olarak, Tebriz’den gelip Bakü, konservatuarında tahsil alan Cavit Murtuzoğlu adında bir öğrenci okuyup ve Azerbaycan Devlet Radyo’sunun Altın  Fontu’na yazdırdı. Neva makamı en çok Uygur Türklerinde okunur. Segah makamının Azerbaycan’da sevilip ve okunduğu kadar Neva makamı da Uygurlarda sevilip, okunur. Bunun klimotolji, sosyopsikoloji, yaşam şartları gibi bir sürü sebepleri olabilir. Neva makamının terkibinde diyalektik değişimler çok ince biçimde oluşa gelmektedir. Hatta Rast makamından da hassastır Nevanın yükselişe tırmanış tarzı 100 yaşında dünya görmüş bir erenin yüzü yokuşa doğru yol gitmesine benzer. Tarihilik ve eskiliklere bağlılık daha derin ve güçlü olduğu için bu makam muhafazakar özellikleri ile seciyeleşir. Lakin Nevanın muhafazakarlığı felsefidir, yani insanların, milletlerin ruh hallerinden yoğrulup yapılan yüksek değerlerin korunup saklanılmasından sohbet edilmektedir. Bu da mantık bağlamında rasyonel ve hissen de ahekdarlık içermektedir. Neva makamında “Nesimi” ve “Hatai” adlı şubelerin olması gösterir ki:

1. Bu makamın tarihi tekamülünde Azerbaycan Türklüğünün daha etkin rolü olmuştur ve bu makam Azerbaycan coğrafyasında öz zirve tekamül devrini yaşamıştır.

2. Bu makam Hurufi- Bektaşi cem evlerinde daha çok özümsenmiş. Onarlın fikirlerini ve tasavvufi hallerini yansıtmış.

3. Safaviler döneminde, özellikle Şah İsmail Hatai döneminde bu makam sarayda daha çok okunmuştur.

       Bu makam Safavi sarayında ve Şah Hatai döneminde 1514 yılında sonra daha geniş şekilde ifaya başlasın gerek. Çünkü Çaldıran savaşı  mağlubiyetinden sonraki Şah İsmail’in ruh haline daha uygun gelmektedir. Şur, Çahargah, Segah, Şehnaz, Katar, Babeki (herati) makamlarının tersine olarak Nevada epik ve fatihlik ahval-i ruhiyesi mevcut değildir. Bu da Şah Hatai’nin Çaldıran savaşından sonra içe dönümlü bir psikolojik durumda olduğunu ispatlamakta.

 

[16] . Nesimi

[17] . Geda= dilenci

[18] . M. Fuzuli

[19] . M.Fuzuli. Tercüme: Güntay

[20] . Nesimi

[21] . Bahtıyar Vahabzade

[22] . m. Fuzuli

[23] . m. Fuzuli

[24] . M. Fuzuli

[25] . İbni Sina . Farsça’dan çeviren: Güntay Cevanşir

[26] . Nesimi

[27] . Rah, yani yol

[28] . M. Fuzuli

[29] . Fuzuli